Bir Punk Manifestosu: Bölüm 2

Punk’ın objektif gerçekliğe olan bağımlılığı paylaşılan tecrübeler noktasından ileri gelir. Dışarıda kalabalıkta duran herkes, tecrübenin gerçekliğini hisseder. Kimsenin çıkıpta farklı olmak konusunu açıklayıcı bir doktrin yazmasına gerek yoktur bu tecrübeyi paylaşmak için. Gerçek, aynı tecbrübeyi paylaşmış insanlarca böylece belirlenir ve anlaşılır.

KORKU VE RASYONALİTE ARASINDAKİ SAVAŞ
İtaat etme dürtüsü toplumsal yaşamın kuvvetli yan etkilerinden biridir. Büyüklerimizin bakış açılarına saygı duymak hepimize öğretilmiştir. Sonradan farkederiz ki, bunlar sadece dogmatik görüşler olup, aslında zor sorular sorarak karışıklık yaratmamamız sağlanmaya çalışılmaktadır. Birçoğu alışageldiği şeklide devam ederek, kendi bakış açılarını hiçbir zaman açığa vurmaz ki, bu durum bireyin prematüre ölü doğuşu olarak adlandırılabilir.

Türümüz, sadece kendine has olarak kendini tanımlama ve ifade edebilme yeteneğine sahiptir. Ancak, insanlar bu biyolojik fonksiyonlarını kullanmayarak, aslında fonksiyonu meydana getiren doğal seleksiyon eğrisine aykırı duruma düşmektedirler. Bu gönül rahatlığı durumu, hata yapma korkusuyla çatışmaktadır.

Herkesin birşey yaptığını varsaymak kolaydır, çünkü o zaman hata yapmaktan uzaklaşıp, herşeyi olduğu gibi kabul edersin. Ahmak sürüleri muhtemelen bu avantajın farkına kolayca varırlar. Ancak bu mentalite tüm insan ırkının çöküşüne sebebiyet verebilir.

Mevcut popüler fikre karşı düşünmek ve hareket etmek insan gelişiminde kritik olmakla birlikte Punk’ın güçlü belirginliklerinden biridir. Eğer bir konunun ya da fenomenin doğru olduğu sadece diğer insanlar öyle düşünüyor savıyla kabul ediliyorsa, Punk’ın görevi daha iyi bir çözüm bulmak; hiç birşey yapamıyorsa, mevcut bakış açısını doğrulayan ilgili bağımsız, özgün bir değişken bulmak olmalıdır. (bazı durumlarda popüler bakış açısı insan doğasının bir yansıması şeklinde gerçekleşir ki, Punklar bunu reddederek yaşamazlar)

Tabiatına aykırı davranma yeteneği insan düşüncesinin en büyük gelişimlerinin çok önemli bir parçası olagelmiştir. Bütün “Aydınlanma” çağı , o çağın dogmalarına karşı çıkma ve doğanın, insanın gerçeklerini herkesin anlayabileceği şekilde ortaya koyma çabası şeklinde karakterize edilebilir.

Galileo kiliseyle savaştı, kilise kazandı, Galileo’yu ömür boyu hapse mahkum etti ama sonuç olarak kazanan Galileo oldu; günümüzde güneşin dünya etrafında döndüğüne inanan pek az insan kaldı ve görüldü ki Tanrı dünyayı evrenin merkezinde yaratmadı. Francis Bacon, insan kaderinin anlamayla aynı şey olduğu konusunda ısrar etti. İnsan olmanın ne anlama geldiği bu temel prensibi yadsırsak, dedi; sonrasında barbarlığın derinliklerine doğru alçalırız.

Charles Darwin, Aydınlanma’nın en ateşli günlerinden sonra yazmıştı, ancak bu gelenekten etkilenmişti, bir din adamı olarak yetiştirilmişti ancak gezilerinde gözlemlediği biyolojik çeşitliliğin altında yatan düzeni sorguluyordu. Soruları İncil’in birçok bölümünü hedef alıyordu, ancak sorgulaması sağlam ve bir kendini geliştirme işleminin sonucuydu.

Kilisenin dogması daha da marjinalize edildi. Kiliseden uzaklaştırılma korkusu; insanlara görüşlerinin anlaşılması sonucu altedildi.

Günümüz Punk düşüncesi süreci, anlamaktaki tutkusu ile, Aydınlanma geleneğinin karbon kopyasıdır. Dogmayı yoketme çabası göstermiş olan geçmiş bu kadar örnek; güçlü bir öğretiye götürür bizi: Gelişmiş insanların doğasında orjinal olmak vardır. Bu tekliğin kendini bu kadar nadir göstermesindeki gerçek; doğamızın çok benzer güçte başka bir faktör tarafından bastırılmasıdır: Korku.

PUNK, kendini geliştirmede bir sorgulama ve sonuç çıkarma sürecidir ki; bu sürecin sonunda sosyal bir gelişim de gözlenebilir.

Eğer yeteri kadar insan kendilerine özgür hisseder ve sorgulama yeteneklerini kullanmada kendilerini cesaretlendirirlerse; temel gerçekler ortaya çıkacaktır. Bu gerçekler, bir totaliter kişilik tarafından böyle bildirildiği için değil; insanların ortak veya benzer şekilde yaşadıkları tecrübeler neticesinde doğru olarak kabul edilmiş olacaklardır.

Önyargı meselelerinde punkların birbirleriyle anlaşmaları; punkları etrafta istemeyen insanların onlara yaptıkları basit tehditleri ortak olarak paylaşmış olmalarından ileri gelir. Punkların her biri birşeylerden uzak tutulmaya çalışılma tecrübesi edinmiş; ve her biri kendi hikayesinde bir diğerinin yaşadığı dışlanmışlığı belli bir tecrübe sonucu anlayabilmektedir.

Önyargı gerçeği; hepsinin ortak paylaştığı bir tecrübeden işleri gelmektedir; bir yerlere yazılmış bir formülden ya da aralarında aldıkları ortak bir karardan değil. Punklar tecrübelerinden önyargının yanlış olduğunu öğrenmişlerdir. Bu yaşamlarındaki en önemli prensiplerden biri haline gelmiştir, bunu bir ders kitabından öğrenmemişlerdir. Anlamaya çaba göstermeksizin ve inanılanı provoke etmeksizin, gerçek; kişiye has, pasif ve kesinleştirilmiş bir ideolojinin altında kalmıştır.

GERÇEK NEDİR?
Filozoflar, gerçeği büyük “G” ile yazılan gerçek ve küçük “g” ile yazılan gerçek olarak ayırırlar. Punklar bunu reddeder.

Büyük “G” ile tanımlanan gerçek, üstün bir valık tarafından hükümlendirilmiş bir düzen olduğunu kabul eder. Bu tanım, gerçeğin Tanrı’dan ileri geldiğini, Tanrı’nın herşey için evreni yaratırken bir planı olduğunu anlatır.

Küçük “g” ile tanımlanan gerçek; kendi kendimize farkına vardığımız, ve dünyanın heryerinde benzer deneyim ve gözlemlerle herkesin aynı kanıya varacağı olaylardır. Bu objektif gerçeklik olarak da bilinir; gerçek bizlerin içindenden oluşan şeydir. (Büyük “G”nin aksine)

Ahlakın sadece büyük “G” gerçeğinin bir ürünü olduğunu düşünmek durumundayız. Objektif gerçek sadece ruhani ve ahlaki bir kültüre yol çizmektedir.
PUNK; dünyanın bizim yaptıklarımızdan ibaret olduğuna dair bir inançtır. Gerçeklik bizim dünyayı anlayışımızla oluşur; bir yerlerde olayların olması gerektiğinin yazılmış şekliyle gerçek oluşmaz.

Punk’ın objektif gerçekliğe olan bağımlılığı paylaşılan tecrübeler noktasından ileri gelir. Dışarıda kalabalıkta duran herkes, tecrübenin gerçekliğini hisseder. Kimsenin çıkıpta farklı olmak konusunu açıklayıcı bir doktrin yazmasına gerek yoktur bu tecrübeyi paylaşmak için. Gerçek, aynı tecbrübeyi paylaşmış insanlarca böylece belirlenir ve anlaşılır.

Bu yazı 3 bölümden oluşmaktadır. Bölüm 1 - Bölüm 3

Manifestonun yazarı Greg Graffin, Bad Religion grubunun kurucu üyelerinden olup, gruptan kalan boş vakitlerini Cornell Üniversitesinde biyoloyi konusunda doktorasını bitirmek için çalışmakla geçirmektedir.

Bu manifesto Greg Graffin tarafından yazılmıştır. Türkçe’ye çevirisi bahatt@delikasap.com tarafından yapılmıştır. Bu yazı delikasap sitesinden alınmıştır.

"Bir Punk Manifestosu: Bölüm 2" için 1 yorum var
  1. [...] sinema tanıtım tasarım toplum video yarışma yergi « Olmayan ülkeyi ararken #1 Bir Punk Manifestosu: Bölüm 2 » [...]

Yorumunuzu ekleyiniz