Bugün 1 Mayıs ve ben çalışıyorum

Hiçbir zaman bir 1 Mayıs benim için bir çileye dönüşmedi, her 1 Mayıs benim için yüzümün biraz daha güldüğü yeni bir gündü. Kazanılmış bir 1 Mayıs vardı benim düşüncelerim içerisinde çünkü. Her yılda okuduğum o günleri hatırlayıp daha çok gülümserdim. Hiç çile olmadı bir 1 Mayıs benim için.

Ama bu 1 Mayıs çalışmak durumundayım… Ve çile oldu bu 1 Mayıs benim için… Çalıştığım için değil de (bu beni üzmedi; sebebini açıklayacağım), daha çok şey görmek zorunda kaldığım için…

Neden efendim? Hemen anlatayım.

1977 Mayısının üzerinden tam 30 yıl geçmişti, ben o gün olanları kitaplardan, köşe yazılarından okurken, belgesellerden izlerken Taksim meydanında 1 Mayıs gösterileri yapmak yasaktı. Bugün de yasak. Ama bugünün yasağı biraz farklı. Çile dolu benim için.
30 yıl önceki katliamın mağdurlarından (aslında hep mağdur) biri DİSK “bu sene Taksim’de olacağız.” dedi. Ne zamandır diyor. Hep demek istediği, hep orada olmak istediği için. Hep orada olması gerektiği için.

Ama futbol maçlarından sonra İstiklal Marşının okunduğu, sanatçı demeye dilimin varmadığı insanların ilginç şarkılarını ışık gösterileriyle söylediği, yılbaşı, bayram şenliklerinin ve kutlu doğum haftası etkinliklerinin düzenlendiği Taksim’de 1 Mayıs etkinliklerinin yapılması yasak.

Kim yasaklıyor? Şirin tombik valimiz Muammer Güler… Açıklamasında “toplantıvegösteriyürüyüş kanunun ikibindokuzyüzonbir sayılımaddesiuyarıncagösteriyapılması gerekenyerlerbelirtilmiştirvetaksim bunlarıniçindedeğildir efendimbizbunuhalkımızıng üvenliğiiçinyapmaktayız” diyen valimiz yukarıda yazdığı gibi “yılbaşı, bayram münasebetiyle yapılan gösterilere neden izin veriyorsunuz?” sorusuna, “onlarherkesiçindüzenlenenetkinliklerdirfakatbubirmayıstır” diye cevap veriyor.

Elinden gelse, “bu terördür” diyecek olan şirin Muammer asla bir Cerrah titizliğinde çalışamayacak olan Celalettin beyi de arkasına alıp Taksim meydanını kapatıveriyor 1 Mayıs yürüyüşlerine…

Asla kızıl olmayacak olan kırmızı bayrakların süslediği, darbecilere, militarizme methiyeler düzülen, Google Earth’e bakılarak yanlış geometri bilgileriyle katılan kişi sayısı hesaplanan ve laiklik karşıtlarına karşı (!) yapılan gösterilere gerekli kolaylığı gösteren cumhuriyetimiz yetkilileri böylesi bir olaydan neden korktu?

Korkmak mı bu? Aklıma ilk gelen işte buydu… Bir kez daha gurur duydum işçilerle, bir kez daha gurur duydum kaçınılmaz sondan. Güleç yüzümle polis barikatları arasından, tüm toplu taşıma araçları kaldırıldığı için, bir ton para bayılacağım, beni bana özel hissettirecek taksiye doğru ilerlerken aklıma geldi asıl sorun… korku değil bu?

Ama gene de sorayım dedim ben Türkiye’nin en büyük düşünür kısmını oluşturanlardan birine, taksi şoförüne: “Neyden korkuyorlar bunlar acaba? İşçi bugün yürüyecek olanlar. Yani polisin karnını doyuran. Neden bu kadar korkuyorlar ki?” Düşünür kendine yakışan cevabı verdi, tüm Türkiye’yi neredeyse anlattı bana; “PKK bu gösterileri provokatif amaçla kullanır. Yoksa tabi ki işçilerden korkmamalı.” Elbette yaratılan canavarlardan korkmak, o canavarın istenilen niteliklerinden çıkması Mary Wollstonecraft Shelley tarafından taaa 1816′da kaleme alınıp “Frankenstein” adıyla dünya edebiyatına kazandırılmıştı, ne denli anlamlı olduğu da hala anlaşılabilir fakat, gerçekten durum bir PKK provokasyonundan korkmak mı? Biraz naif bir okumayla nerdeyse işçileri koruyacak sayın valimiz diyebilirsiniz…

Yani yapılan onca eziyet, Taksim meydanında gösterilere izin verilmemesi, bütün yolların ulaşıma kapatılması ve toplu taşıma araçlarının (deniz araçları da dahil) durdurulması… sadece PKK provokasyonundan korkulduğu için mi?

Hayır, daha önce okuduğum bir senaryo bu benim… “haydi sol cenahı elimizden geldiğince terörist gösterelim, halk iyice nefret etsin onlardan” oyunu bu. 70′lerin sonlarında da, 80 sonrasında da gördüğümüz buydu…

“Dünyada komünizm diye bir şey kalmamışken…” diye başladılar 89 sonrasında iktidarın gayrı resmi sözcüleri olan Fukuyama, Huntington gibi postmodernistler. Dünyada komünizm diye bir şey kalmamışken, ne gerek vardır bu tarz toplantılara. Bunları düşünmek için yoğrulmuş ve bir de üzerine İstanbul yaşantısına zaten her gün küfür etmekte olan halk bu tarz bir keşmekeşi yaşarsa ve şirin tombik “bukaosunsorumlusuizinsizgösteriyapanlardır” derse, halk iyice soğuyacaktır işçiden ve işçinin yürümek istemesinden.

Bolivya’da işçiler işsizlerle birleşip ana arterleri kapatarak hak arama yolunu seçtiği zaman halk buna destek vermekte, hatta kendileri de barikata girerken, ülkemizde halkı sosyalist düşünceden (haydi bırakalım sosyalizmi falan), işçi haklarından soğutmak için, yaşayışlar arasındaki uçurumun anlamlı olduğunu öğretmek için devlet tarafından kapatılmaktadır ana arterler. Acaba bugünkü durum ne zaman etnik bir öteki ile desteklenip bu yaratılan kargaşa ortamı üzerinden ırkçılığımıza da getirim sağlanacak merak ediyorum.

İşte böyle bir 1 Mayıs günü çalışıyorum ben. Bu 1 Mayıs’ta da bunlara küfür ediyorum, iş yerimden. Mutluyum en azından gösteriye katılıp daha çok küfür etmekten kurtuldum, gururluyum bundan önceki 1 Mayıs’larda yürüdüğüm, bundan daha iyi 1 Mayıs’larda yürüyeceğim için. İşe gelmek, 1 Mayıs’ın doğasına aykırı davranmak üzmedi beni çalışmaktan memnun olduğum için, buraya kadar gelirken kargaşayı daha iyi gözlemlediğim için. Zaten işyerinde değilim…

Bugün tüm benliğim Güney Amerika’da. 1 Mayısı kutlamak için asgari ücrete %20 zam yapan Venezüella başkanı Hugo Chavez’in yanında, “haydi dünya, hep birlikte meydanlara” diye bağıran Bolivya başkanı Evo Morales’in yanında, her şeyin ötesinde bugün Havana Devrim Meydanına bayrakları ve dövizleriyle fırlayıp, Amerika’nın yaklaşık 50 yıldır öldüremediği, ameliyat masasından kalkıp tekrar görevinin başına dönen Fidel Castro’ya şükranlarını sunarak 1 Mayıs’ını kutlayacak olan 1 milyonu aşkın Küba’lı yoldaşımın yanında olacak. Gururla…

Not: Vali Muammer Güler konuşmaları aslına uygunluğu açısından yukarıda ki gibi yazılmıştır. Bilgilerinize…

Yorumunuzu ekleyiniz

OUC TV

Avrupa hava trafiği
Mutlu
İnsandan kaykay
Dramatik bakış
Görünmez su efekti
İyi karma edin