Mevlânâ‘nın 800.doğum yılı olan 2007 Unesco tarafından dünya Mevlânâ yılı ilan edilmiştir. Bu nedenle bu büyük şahsiyeti biraz olsun tanıtmak amacıyla TRT tarafından hazırlanmış bir belgesele CaptureTV‘yi ziyaret ederken denk geldim. Mevlânâ üzerine yapılmış 2 belgesel izlemiş olmama rağmen diğerlerinin bu belgesel kadar tarafsız ve detaylı incelenmediğini bildirmek isterim. Yaklaşık bir saat civarı süren bu belgeseli izlediğinizde insan denen varlığın üst noktalarına erişmiş bir düşünüre tanık olacaksınız. Kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel.
Seni unutmak olurmu be kaldırım taşı, haksızlık etme ne zaman unutur olduk seni. Çocukken sokak aralarında yaptığımız her maçtan sonra hemen sana koşmazmıydık. Ayaklarımızı sen keserdin hep yerden. Dizilirdik sırayla, Ahmet’i, Mehmet’i, Mustafa’sı hepsi ordaydı. Sonra çiş oyununda seni kurtarıcı yapardık. Seni arkaya alırdık ki misketler kaçmasın gidip almakla uğraşmıyalım diye. Bide senin renklerine hasta olurdum, bir taşın koyu bir taşın açık renkli olurdu. Açık renklere basmadan sadece koyu renklere basarak gitmek, anlatılmaz yaşanır birşeydi, hayattı. Hatta denyo kaldırım mühendisleri bazen arada taş atlaması yapar aynı rengi arka arkaya dizerdi. Atlamakla uğraşırdım. Görenler deli derlerdi. Ama sıkıcı yürüyüşlere renk katardı benim için. Hayat bayat değilmiydi zaten, herkesin derdi birşekilde hayata renk katmaktı. Kaldırımda yürürken soundtrack girmezdi ki, ancak böyle neşe katılırdı. Sensiz olmazdı be kaldırım taşı.
Hiroyuki Suzuki 18 yaşında bir Yoyo üstadı. 2004, 2005, 2006 Dünya Yoyo Şampiyonluklarını kazanmasının yanısıra bir çok ulusal ve yerel ödüllerinde sahibi. Ayrıca 7 adet resmi sponsoru ve kendi adını taşıyan ürünleri mevcut. Çocukluğundan beri severek ilgilendiği bu hobiyi mesleğe dönüştürerek hayatını sürdürmekte. İşte idealist yaşamış bir kişinin yapabileceklerine güzel bir örnek. İnsanların kapıldığı pazarlama stratejisi “The Secret“‘ı yıkan basit bir kanıt. Bu asla “The Secret” gibi umut tacirlerinin yapamayacağı bir gerçek. Azim, inanç, çalışkanlık dışında hiçbirşeyle gerçekleştirilemeyecek idealist bir yaşam. Hayalleriniz için çalışmaya devam. Göster
İdealist yaşamak. Günümüzde anlamını yitirmiş bir öğreti idealizm. Bunun sebeplerinin en başı materyalist düşüncelerin büyüyen kapitalist düşüncenin içine çekilerek bütünleşmesi ve materyalizm öğretisinin sadece materyale dönüşmesidir. Kısaca özetlersek idealizmi kapitalizme kaptırmaktır. Daha kısaca özetleyecek olursak astronot olmak isteyen bir çocuğun yerine, ps3′ü olan bir çocuk olmaktır. Dahada kısaltacak olursak hayallerinizin, ideallerinizin, öğretilerinizin, doğrularınızın, yanlışlarınızın elinizden alınmasıdır. Siz(Biz)lerin mühim işler yapacak vaktini çalmadan biraz yazmak dertleşmek istiyorum bu konu üzerine.
Punk’ı kültürel anlamda bir hareket haline sokan bazı faktörleri saymaya çalıştım. Boş bir sebep uğruna etrafta herşeyi parçalamaya çalışan, gaddarlık yapan, çalıp çırpan, kavga eden; günümüz punk stereotipi olarak gösterilmeye çalışılan kişiler; aslen güzel görünümlü aptal kafalı pop yıldızlarından farksızdırlar.
Punk’ın objektif gerçekliğe olan bağımlılığı paylaşılan tecrübeler noktasından ileri gelir. Dışarıda kalabalıkta duran herkes, tecrübenin gerçekliğini hisseder. Kimsenin çıkıpta farklı olmak konusunu açıklayıcı bir doktrin yazmasına gerek yoktur bu tecrübeyi paylaşmak için. Gerçek, aynı tecbrübeyi paylaşmış insanlarca böylece belirlenir ve anlaşılır.
Hayatımın yarısından fazlası boyunca bir parçam olduğu için; süregelen sosyal fenomen Punk’ı tanımlamaya kalkışmanın ve gerekirse savunmanın zamanı geldiğine inanıyorum. Hayret edilesidir ki, bu kadar çok kültüre yayılmış ve duygusal bir şey bu kadar zamandır tanımsız kalmıştır. Punk’ın kökleri tarihte birçoğunuzun tahmininden daha derinlere inmektedir.
İnsanlık, Adem ve Havva’da ayırmıştı kendini, bir erkek bir dişi diye. İnsanlık, hayvanlar dere kenarından su içerken, kendisi tastan içmeyi öğrendi diye kibirlendi, kendince ayrı tuttu kendisindeki biyolojik yapı ile hayvandakini. İnsanlık, izlediği, gördüğü, hissettiği şeyleri bir kalemde silerek bencilce “yarattım” kelimesini kullandı. Gözleri kapandığından göremedi “yarattım” dediği herşey aslında vardı. “YOK” dedi, yok olduğuna inanmak için kendi attığı yalana inandı. Hep bir soruda kaldı, onuda taşa bağlayıp bir dereye attı. İnsan, insanı değerlendirdi, sonrada birbirinin kafasını ezdi, bitti. Kültür dedi, kültür dediği götü boklu kalem tutan bir eldi. Barbar dedi, ama kim barbar değildi ki. Ya neydi? Belki bir hiçti, belki de sadece bir neyi üflemekti, belki bir fileden topu geçirmek, belki bir ağacın dalındaki tırtıl, belki bir pazar ekiydi. Ne fark eder ki, önemli olan öğrenmekti.
Daha önce GEO dergisinde daha detaylı bir halini okuduğum bu konuyu internet üzerinde görünce burada yayınlamayı düşündüm. İnsanların yediği yiyeceklerden bile ne kadar uçurum olduğunu algılıyorsunuz. Haftalık 500 dolara yiyecek giderini karşılayan bir aile varken 2 dolara geçinmeye çalışan ailelerde var. Bunları görmeden, bilmeden yorum yapan insanlar var. İnşallah bunlara bakarak bir nebze olsun susarlar.
Bir ekşidir gidiyor internet üzerinde. Ne okunsa “Ekşi dediyse doğrudur.” deniliyor. Üstelik kurucularına site ekipleri tarafından yapılan bir şaka, haber sitelerinde haber olarak gösteriliyor. Burada aklımıza “Doğru nedir?” sorusu geliyor. Doğruları belirleyen nelerdir? Duyduklarınız mı? Gördükleriniz mi? Yoksa kendi doğrularını mantık çevresinde yorumlamak mı? Bizce doğru ve gerçek bu sorularla açıklanamayacak kadar karmaşık kavramlar ama konuşulması gereken konuların en başında geldiğine hem fikiriz.