İşte hayatın formülü bu kadar basittir televizyonda. Sizler ekranlarda gösterilenlere bakarken rejide bir sonraki haberin konusu konuşulur, belkide bir sonraki heyecanlı haberi söyleyip reklam arası verilir. Sizlerde o arada gider mısır cipsi alır kaldığınız yerden devam edersiniz izlemeye. Ekranda duruma göre bir adam veya bir kadın belirir, önüne kağıtlar gelir. Haberin içeriğine göre ekrana sahte bakışlar atarak haberi okumaya başlar. Acılı bir haber okurken gözleri aşağı bakar, magazinel bir haber anlatınca yavşakça güler, ilginç haber anlatınca ardından ağzını yayvan bir şekilde açıp bizlere sırıtır.
Saat oldukça ilerledi, hava kararmaya başladı. Optimist görüşlü olsamda havanın kararması ile içimide karartmıştı. Gerçi sebep hava filan değildi. Nasıl olsa sürekli perdesini bile açmaya üşendiğim odam hep karanlıktı. Yıllardır sırt ağrılarımın baş nedeni olan çekyat ve kankası bilgisayarla gene üçlü bir şekilde kurulmuş dördüncü hangi film olsun diye düşünürken. Poşedi açıp içinden üzerinde PRINCO yazan cd’yi çıkardım. Üzerinde princo yazsada aslında içinde duygusal temalı, bir o kadar kan öğeli yirmisekizli, mirmisekizli tırt bir devam filmi vardı. Taktım.
20. yy ile geride kalan bir emperyalizm yönetim şekli. Ve 21. yy yeni ütopik yönetim şekli olan korsancılık. Bildiğiniz gibi yaşadağımız zamanda adlarını bile bilmediğimiz yöneticiler, onların adamları ve onların adamları şeklinde kurulmuş firmalar ve düzenler üzerinden yönetilmekteydik. Doğru dürüst bir kimliğe bile bürünememişken dikilen kurumsal kimlikler çıkmıştı önümüze. Onlar ne sunarlarsa bunları kabul etmek zorundaydık(pratikte). Peki istediğini yapan kişiler birgün farkında olmadan bizlere sattıkları şeyleri yavaş yavaş sermaye dışına kaptırdıklarını farkettikçe neler oluştu?
Sitemizde sivil toplum içerikli yazılarda her ne kadar iletmeye çalışsakta
Hergün yeni birşeyler çıkıyor, yapılıyor, oluşuyor. Hergün monoton hayatımıza anti-monoton terimler giriyor. Bu anti-monoton katalizörler biz enzimciklere monoton kısmını yapıştırıp bizleri zombiciklere çeviriyor. Bizler bu katalizörlerin farkına varmadan anti-emperyalist sözler savuruyor, hayata tutunamamaktan sözediyor, kazan-tüket türünde robotlara çevriliyoruz. Beynimizde oluşan anlık aydınlanmalarda elmaların parlaklığında yokoluyor. Kurtlu elmaları afiyetle yemeye başlıyoruz, ama bağırıp, çağırmaktan bıkmıyoruz.
Özgürlük sizce nedir? Göreceli midir? “Bir kişinin özgürlüğünün bittiği yerde, diğer kişinin özgürlüğünün başladığı” mıdır yoksa TDK’nın sözlüğünde “Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî” sözleri ile anlatılan gerçekten yaşadığımız dünyada gerçekleşebilecek bir kanun ya da tozlu sayfalarda kalacak olan bir teorem midir? Olmayan Ülkede yalnızlığın bir tanımı var ise oda: “Tek özgürlük “Gerçek Yalnızlık”‘tır.
Uli Westphal adlı almanyalı bir artist Berlin‘deki marketleri gezerek bulduğu mutasyona uğramış sebze ve meyvelere “Mutatoes” adını verdiği çalışmasında sergilemiş. İlginç bir çalışma olmuş. Buradan resimleri görebilirsiniz. Ayrıca Almanya’da yaşıyan insanlar için bu marketlerin yerlerini gösteren birde harita mevcut.
İdealist yaşamak. Günümüzde anlamını yitirmiş bir öğreti idealizm. Bunun sebeplerinin en başı materyalist düşüncelerin büyüyen kapitalist düşüncenin içine çekilerek bütünleşmesi ve materyalizm öğretisinin sadece materyale dönüşmesidir. Kısaca özetlersek idealizmi kapitalizme kaptırmaktır. Daha kısaca özetleyecek olursak astronot olmak isteyen bir çocuğun yerine, ps3′ü olan bir çocuk olmaktır. Dahada kısaltacak olursak hayallerinizin, ideallerinizin, öğretilerinizin, doğrularınızın, yanlışlarınızın elinizden alınmasıdır. Siz(Biz)lerin mühim işler yapacak vaktini çalmadan biraz yazmak dertleşmek istiyorum bu konu üzerine.
Punk’ı kültürel anlamda bir hareket haline sokan bazı faktörleri saymaya çalıştım. Boş bir sebep uğruna etrafta herşeyi parçalamaya çalışan, gaddarlık yapan, çalıp çırpan, kavga eden; günümüz punk stereotipi olarak gösterilmeye çalışılan kişiler; aslen güzel görünümlü aptal kafalı pop yıldızlarından farksızdırlar.
Punk’ın objektif gerçekliğe olan bağımlılığı paylaşılan tecrübeler noktasından ileri gelir. Dışarıda kalabalıkta duran herkes, tecrübenin gerçekliğini hisseder. Kimsenin çıkıpta farklı olmak konusunu açıklayıcı bir doktrin yazmasına gerek yoktur bu tecrübeyi paylaşmak için. Gerçek, aynı tecbrübeyi paylaşmış insanlarca böylece belirlenir ve anlaşılır.