
Hepimiz 20yy. Don Kişot’ları değil miyiz? Hangimiz iki kırma tuğladan uçuca eklenmiş 9 adımdan kale yapmadık. Ne bir file vardı ne bir direk ama 9 adımlık mesafeyle duran iki taştan varsaydığımız hayali bir kaleye golleri sıralamadık mı? Birimiz Maradona birimiz Pele birimiz Marco van Basten olmadı mı? Birde belden üstü gol olmaz dedik ancak ortada ne bir bel vardı nede beli gösteren bir değer. Ama inanırdık öyle zahiri şeylere. Hayallerimizi savunur herkes dalton misali olduğundan bellini göstererek kendisini ispat gösterirdi. Birde top bayır aşağı kaçınca şıngar çıkardı “En son ben aldım, sıra sende” diye hep karışırdı bu sıralar. Arasıra homurdayan 4 tekerlekli canavarlar dalardı sahaya. Kenarlara açılır ses etmezdik bu canavarlara, üstelik kale olduğuna inandığımız taşları çekerdik kenara, canavar geçtikten sonra gene koyardık göz kararı aynı noktalara. Biz hep Don Kişot’tuk aslında.
Top bulamazdık bazen yuvarlak ne bulursak ona sallardık tekmeyi. Bu kimi zaman ezilen bir kutu kola, bazen şişe kapağı, bazen bir pet şişe, bazen içine biraz kum doldurulmuş patlak bir top olurdu. Yaratıcılığınıza göre örnekler çoğaltılabilirdi. İşte böyle yel değirmeni misali bizde bunları top sayar gelene geçene vururduk. Hepimiz Don Kişot’uz aslında. Ne kaleci olur ne defans, ne forvet olurdu bu oyunlarda. Tek bir misyon vardı oda topa vurabilmek. 10 kişi bir topun peşinde, ne antrenör vardı, ne teknik adam, ne hakem, nede tribün. 20yy. bize taş sokakları sunmuştu ne yapabilirdik ki? Artık bunlarda kalmıyor gitgide yutuyor bizi hayat, bırakın toprakta koşmayı artık asfaltta bile koşacak yer kalmıyor, bırakın asfaltta koşmayı arabalar yüzünden yürüyecek yer kalmıyor. Gırtlağa kadar boğulduk artık kalmadı sokak şövalyeleri. Kaldıysada sayıları gitgide azalıyor. Çünkü PS3, PSP, X-BOX, Wii geliyor artık. Don Kişotlar birbir yitip gidiyor. Bitiyor, yitiyor, soluyor hayat kalmıyor, dünya evrenden siliniyor.







